10 Mart 2012 Cumartesi

Şermin


Canım sevgilim,


Sana bu mektubu otelin terasında yazıyorum. Hava bütün gün kapalıydı. Şimdi de epey esiyor. Belediye başkanıyla Aret Dağı turuna gidenler hala dönmedi. Ortalıkta bir garson bile yok. Barın arkasındaki dolaba gitmeye üşenmesem, şimdiye kadar sarhoş olmuştum. İki birayla oyalanıp durdum bütün gece.

Dün odamı değiştirdim. Yenisi, seninle kaldığımız odanın hemen çaprazında. Sadece biraz daha küçük; başka bir farkı yok. Halbuki daha sıcak olur sanmıştım. Otelin ısıtmasında genel bir sorun var galiba. Resepsiyonu aradım, ses çıkmadı. Hazır aklıma gelmişken, mektubu bitirdikten sonra aşağıya inip, tekrar sorayım.

Burada sezon kapanıyor galiba yavaş yavaş. Saat daha on bir, sahildeki barların, restoranların ışıkları sönmüş. Bundan daha dört-beş gün öncesine kadar sabaha kadar bangır bangır müzik çalıyorlardı. Şimdi, bir tek iskelenin karşısındaki karakol uyanık.

-Vadi otobüsü yuttu! / Kimlikleri henüz belirlenemedi!-

Bu sessizlikte insan düşünecek çok şey buluyor. Terastan aşağı baktığımda bütün sahil yekpare görünüyor. Bardaki neon ışıklar yanmasa kapkaranlık olacak etraf. Terasın korkuluklarından ayağımı biraz sallasam, dümdüz yürüyüp sahile varacakmışım gibi olur; korkardım. Terastan karşıya uzanan dümdüz, kalın, görünmez bir hat… Yavaş yavaş, elimi kolumu sallaya sallaya yürüyüp, bir süre sonra denize varacakmışım gibi.

-İnfilak! / Tatil faciası!-

Canım sevgilim, sabah, banyodan gelen bir su sesine uyandım. Bir an için sürpriz yapıp geldin de, duşa girdin zannettim. Sonra kendi salaklığıma üzüldüm. Seni özlemek çok zor. Ama başka bir çaremiz de yok sanırım. Seni beklemeye mecbur ettin beni. Hatırladıkça sana olan kızgınlığım artıyor ama hasretim, aşkım öfkelenmeme engel oluyor. Şu an tek istediğim bir an önce dönmen, bana kendini göstermen.

-Ahtapotun hayret ettiren fedakarlığı! / Hayvanlar hissetmişti! / Kayıp aranıyor!-

Bir anda sıcak bastı. Yağacak galiba. Keşke yağsa. Şu bulutlar dağılır en azından. Senden, “zahmet olmazsa, yedek varsa, sorun olmazsa” plaj havlusu isteyen bankacı kadının bile yüzü gözü dağıldı, şu bulutlar dağılmıyor. Bazı şeyler hiç bitmiyor tabii. İnsanlar gidiyor, binalar gidiyor ama bulutlar gitmiyor. Öylece hareket ediyorlar ama aslında bir yere gittikleri yok.

-Kaptan Nemo gerçek miydi? / Kadın hala kayıp! / Yetkililer: Önceden planlanmış!-

Ama insanlar öyle değil. Biz hareket ettiğimizde gidiyoruz, kayboluyoruz. Sen de öyle sanmadın mı? Hareket edip, olduğun yerde kalacaktın. Canım sevgilim, hepsinin farkındayım ben. Sen döndüğünde, söz, bunları hiç konuşmayacağız. Ama farkında olduğumu bil diye yazıyorum. Bak, o kadının kızı da hareket etti, çeperinden çıktı. Sonra olduğu yere, ilk adımını attığı yere döner zannetti. E, ama şimdi nerede olduğu bile belli değil. Birlikte girdiğiniz o duş kabininin oradan ara ara sesini duyar gibi oluyorum ama dönüp bakmıyorum bile.

-Uyku hapı almış, duymamış! / Kasaba boşaltıldı! / Yaklaşık 1000 hektarlık orman yandı!-

Karşıya baktıkça uykum gelir gibi oluyor. Eskiden hemencecik uykum gelirdi. Seni gecelerce bekleye bekleye geç yatmaya alıştım galiba. Gerçi, o kan tahlilinde de çıkmıştı, ben hiç farkında değildim. Her gece uyku hapı alıyormuşum. Keşke, çok üşenmeseydim de, her akşam senden isteyeceğime, kendi suyumu kendim koysaydım. Şimdiye çoktan alışmıştım belki de geç yatmaya.

Şu dergileri iyi ki almışım yanıma. Ahtapotlar özel sayısını en az altı kez okudum. Ezberden söyle desen söylerim. Daha çok geceleri avlanıyorlar. Hepsi sağır. Düşmanlarını da zehirliyorlarmış senin gibi. Bir de, korkunca senin gibi bembeyaz oluyorlarmış. Demek ondan pembe pembe ahtapotlar, salatalarda bembeyaz oluyor. Senin de üstüne çullansa heyula gibi kocaman bir ağ, senin de aklın bölünür.

-Plaj kabininde 5 gün kilitli kalmış! / Otobüs infilak etti, bütün kasaba yandı! / Boyu 4 metreyi geçebilen dev Pasifik ahtapotu ömrünün sonuna kadar saklanabileceği bir yuva arıyor.-

Canım sevgilim, hiç böyle olmayabilirdi de. Ben biraz saldım kendimi, bütün o ilaçlarla. Sen ne sporundan eksik kaldın, ne içkinden. Hep gençsin, en fazla yaşını gösteriyorsun. O bankacı kadın, benden en az 5 yaş büyük, ona rağmen bikinilerle, dümdüz karınla gezip duruyordu ortalıkta.

Ama ben sana dedim, canım sevgilim, ben farkındayım, o iş öyle olmaz, sakın ha, hele o kadınla, o kadınlarla olmaz, hem ben doktorumu değiştirmek istiyorum, bence o adam bana iyi gelmiyor. Hem sen niye inat ediyorsun, ben sana dedim, hastayım, bugün çıkamam sevgilim, sen de yanımda kal, e sonra, sen uyu canım, dedin, kalktın, gittin, o zaman da ben bembeyaz oldum. Ama ben farkındaydım, sana da dedim, ben burada o kocaman odada, tepemde pervane, pır pır pır pır, ter dökeyim, sen o turlar senin, bu turlar benim. Ben de istemez miyim, o zaman, hepiniz o otobüste toplaşmışsınız, başınıza bir iş gelsin. Sen, beni öyle hayal edemezsin tabii, ama kalktım, erkenden de kalktım, ne oldu, otobüsün frenleri boşalmış bir anda, sen hem anasını hem kızını derken, anası paçavra oldu, kızı açlıktan, susuzluktan geberdi.

Korudaki kuşlar, böcekler, akrepler uzaklara kaçmış, siz patlayınca, ona üzüldüm, yersiz yurtsuz kaldılar şimdi, ama onlar da nereye giderlerse gitsinler. Karşı adaya mı yüzerler, başka yere mi giderler, kendilerine gezegen mi bulurlar, benim kafam bana ağır geliyor zaten, o kadarını bilemem.

Artık nerelere dağıldıysanız, sizi bulmuşlar mı bulamamışlar mı o bile belli değil. Siz patlamışsınız, belediye başkanının göbeği de Rodezya’ya kadar uçmuştur.

-Kasabalılar işsiz ama balıklar ithal! / Yangın ormandan kasabaya sıçradı, 27 kişi öldü!/ Sahilde ve yüksek yerlerde yaşayanlar kurtuldu!

Canım sevgilim, hava beni boğdu boğacak. Keşke geri gelsen. Tek başına ama. Geldiğinde hareket etmek istemesen. Öylece dursan, bir anda çok iyi bir adam oluversen. Sen iyi bir adam olursan, ben hiç ağlamam, bağırmam, çağırmam. Keşke yağsa, o zaman ıslanırım biraz. Aşağı inmek zorunda kalırım, otel neden ısınmıyor diye sorarım. Geçen gün bütün kasaba yandı, her yer yanık kokusu ama ben burada donuyorum. Kalkıp bir bira daha alayım diyorum ama garson adisyon koçanını neresine soktu, bilmiyorum. Gerçi, şimdi yeni odanın numarasını da bilmiyorum. Sonra dolaptan bira çalmış demesinler. Benden başka kimse de yok otelde, anında anlarlar.

-Onca zaman otelde saklanmış! / Akli dengesi yerinde değil! / Belediye başkanına komplo!-

O kadar dergiyi ne yapacaksın, deniz var, havuz var dedin, bak neredeyse aldırmayacaktın bana bunları. İyi ki almışım. Sırf onları okumak için uyanıyorum sabahları. Ben, karşı sahilin hayalini kurup, dergilere bakarken, birileri aslanların fotoğraflarını çekiyor. Evinde besleyen bile vardır; kim bilir. Gezegen değiştiriyor insanlar. İstesek biz de değiştirirdik. Ama sen galaksi haritalarına bile bakamazsın. Bilmediğin her şey çok korkutuyor seni.  

Canım sevgilim, saatler geçiyor, yavaş yavaş buranın bütün o sessizliği, bütün o tek parçalığı, bu karanlığı bozuluyor. Mavili kırmızılı bir ışık yansıyor aşağıdan terasın ahşap çatısına. Bir arabanın motor sesi, hızla yaklaşıyor. Birkaç dakikaya gelip alırlar beni. Teker teker bütün odalara bakarlar, bavulu aşağıda açık bıraktım bilerek. Onlar onu kurcalayana kadar biraz daha izlerim sahili.

Karakolun ışığı bir kez yanıp söndü. Buraya gelirken bir kişiyi nöbetçi bırakmışlardır herhalde orada. Işık durdu şimdi; hareket etmiyor. Otelin kapısını kırıyorlar.

Yağmur başladı. Öyle gürül gürül yağmıyor ama… Olsun; yağmur, yağmurdur. Eğer yaz sıcağı olmayacaksa, deniz böyle hep durgun olacaksa, yağsın daha iyi. Şu korkuluklardan kendimi bıraksam, karanlığa gömülsem diyorum. Keşke burada olsan, bana burada yer kalmasa.

-Yeni bir gezegen mi var? / ‘Gerçek’ bir ahtapot ailesi keşfedildi, birlikte yaşıyorlar! / Kasaba, 15 yıl sonra ziyarete açıldı!

Ayak sesleri geliyor, amma da bağırıyorlar. Canım sevgilim, keşke burada olsan. Şimdi kim bilir nerelerdesin. Bulutlar biraz açılmış. Ama yine gelirler. Uyku bastırdı. Ama uyumayıp yağmura bakasım var. Belki bir bira almaya kalkarım. Hasretin dayanılır gibi değil.

Seni herkesten çok seven ve daima sevecek olan,  



Şermin




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder