29 Temmuz 2012 Pazar

Sen Öyle Bir Kadın Mıydın Necmiye?


Benimle dalga geçiyorlar, arkamdan konuşuyorlar, kötü sözler söylüyorlar mahalle aralarında; biliyorum. Hani sen umursamazdın Necmiye? Kim ne derse desin senin umrun olmazdı. Ama bak, şimdi seni üzüyorlar. Aklın da biraz gitti galiba. Baktığın her yerde Haluk'u görüyorsun. Postacı, elektrikçi, karşı komşunun oğlu. Hepsi Haluk'a benziyor, Haluk'la konuşur gibi konuşuyorsun onlarla. İçten içe yalnız -ama çok, çok, çok yalnız- bir kadın olduğunu da biliyorsun. O kıllı, bıyıklı postacının, kara kuru elektrikçinin, dizleri, yüzü gözü yara bere dolu komşu oğlunun Haluk olmadığını da biliyorsun. Ama biliyor musun Necmiye?
Haluk, göçüp gitti gideli, Safiye Ayla dinlemiyorsun. Pikapın iğnesinin ucu çatallanmış, cızırtı yapıyor. Biz iğneleri gümüş mü alıyorduk Haluk? Ben böyle bir kadın değildim Haluk. Sabah akşam kasabadaki taş evin önünde oturup asma yaprağı satıyorum. Sen asma yaprağı satacak kadın mıydın Necmiye? Salzburg'tan buraya yine niye döndün Necmiye? Haluk da yok artık. Başında yemenin, o köylü kadınlardan olabilir misin sen? Onlar seni anlar mı? Sen onları anlar mısın? Yoldan geçen turist adamları durdurup, nereden geliyorsunuz, ah Istanbul, benim eşim yedek subaydı, ordu evinde kalırdık, Kızıltoprak'ta, tren istasyonu vardı yakında, oradan başka kadınlar başka adamları uğurlardı, beyaz iç gömlekleriyle diyecek kadın mıydın sen?
Yaptığım resimler öylece, sırtları birbirine dayalı, depoda istiflenmiş senin görmeni bekliyorlar Haluk. Geçenlerde Volker bana yine yazmış. Buranın adresini nereden buldu, nasıl buldu, bilmiyorum. Şimdi sen Volker'in mektubunu görebilseydin -çoktan ölmüş ve çok çok çok ölü biri olmasaydın yani- kaşlarını çatıp, ben tepeye gidiyorum der, kaçardın evden hemen. Volker'i hiç sevmedin. Halbuki Salzburg'taki sergiye o davet etmişti beni. Sen gelmedin Haluk. Ne sanatçılarla tanıştım orada. Kimler kimler ne çok beğenmiş, hangi sanatçılar ne çok takdir etmişti beni. Ben buraya döner dönmez, oradaki bir gazete -Necmiye, burada senin işlerinle ilgili bir yazı çıktı. Yerel bir gazete ama çok övgüyle bahsediyor senden- beni yazmış sergiden sonra. Küpürü hâlâ göremedim gerçi. Volker'le her yazışmamızda hatırlatıyorum ama göndermiyor. Belki de o zamanlar ben mutlu olayım diye öyle bir haber uydurdu; bilmem.
Necmiye, artık nasıl bir kadın olduğunu hatırlamıyorsun. Şimdiki zamanın, geçmişle ufacık bir ilişkisi kalmadı, ayrılar, bittiler, tükendiler. -Tarafların boşanma nedenleri!- Ah Necmiye, sen bir adamın arkasından kafayı yiyecek kadın mıydın? İnsana erkekler mi kafayı yediriyor Necmiye? Yoksa zaten hazır mıyız hemencecik onu yemeye? Şimdi yeniden büyükçe bir şehre taşınsan ne iyi edersin Necmiye. Burada herkes herkesi biliyor, Haluk'un ressam karısı da salamuracı oldu, benim öyle kocam olacaktı, beş dakika durmazdım, aman kendisi de yolluydu zaten, Alman bir herif gelip gitmiyor muydu buraya diyorlar. Alman değil o, Avusturyalı diyorum. Hiç Alman olmadı. Hep Avusturyalıydı.
Necmiye, sen sanıyorsun ki, iki kişi bir araya gelirse bu ancak ama ancak aşkla olur. Ama ne çok yanılıyorsun Necmiye. Başka şeyler girince işin içine ne aşk kalır geriye ne başka şey. -Nereden ev alsak, oraya santral yapılacak diyorlar, zararlıymış, yok orası olmaz, kalabalık akşamlara uzak, ben bu çocuğu aldırmak istiyorum, annenler ne derse desin canım, o mu doğuracak, istemiyorum-Sen bu yüzden beğenmedin mi Volker'i Necmiye? Volker, buradan kurtuluş demekti, yemek yapmamak demekti. Resimden başka bir şey düşünmemek demekti. Volker, Haluk gibi değildi ki. Ah, Necmiye, ama sen bağlılık yemini ettiğin adamı aldatacak kadın mıydın?
Haluk, sen sanıyorsun ki, iki kişi bir araya gelince asla eşitlenmezler. Sen sanıyorsun ki, her tür adaletsizlik, her tür tragedya korosu yalnız, bir başına kalır da çığırır. Kadınlar da pek güzel intikam alır Haluk. Hem, sen değil miydin, burada ben dururken – Kendini fazlaca mı seviyorsun Necmiye?- tepenin ardında köylü kadınlarla buluşup cilveleşen iki yüz elli bine? Resimlerimi, herkes pek beğenmişti Haluk, ah, o serginin açılışında olsaydın. Ama gelmedin. Sırf onlarla daha rahat buluşup, koklaşmak için gelmedin.
Arkamdan kötü konuşuyorlar Haluk, pis, ağza alınmayacak şeyler söylüyorlar. Biz benzer şeyleri bambaşka sebeplerden yaptık Haluk. Sen şimdi kasabanın askeri, subayı, ben niye böylesi? İnsanların adaletsizliği her yerde, her zaman devam ediyor Haluk -Bir sen mi uğradın haksızlığa Necmiye? Ne bu öfke?- Dünyanın düzeni böyle Haluk. Ne mutluyduk seninle. Birlikte vapura biner, şehre geçerdik. Şehirde yediğimiz yemekleri hiçbir yerde yemedim. Ama önce sen öldün Haluk. Ben ölecektim önce, sen gözümün içine bakacaktın son kez, ben ne kadar senin damarlarını derinden çıkaracak lâfım, sözüm varsa hepsini diyecektim sana. Sen ölürken o söylediklerimi hatırlayacaktın, içine bir taş oturacaktı ama olmadı Haluk. Sen öldün, kargasız korkuluk gibi kaldım ben. Taşsız mezar. Avrupalı Necmiye bunadı diye dalga geçiyorlar şimdi benimle. Yapraklarımı kimse almıyor Haluk. Kapının önünde bütün gün uyukluyorum. Kasabadaki turistler için bir müze açtılar, ben de kostüm bölümü için senin damatlık gömleğini verdim. -Necmiye, hâlâ ateş püskürüp bana? Bir de gömlek mi saklıyorsun allah aşkına?- Hemencecik çerçevelediler o gömleği. Gelen giden bakıp iç çekiyordur şimdi ama zamanında onun düğmelerini nasıl açtın o beyaz kollarınla, bir ben biliyorum; ama yok bir de diğerleri.
Volker'e yazdım yeniden Haluk. Yeni resimler yaptım, beni yine çağırın dedim. Hemen cevap geldi, -Necmiye, sen belki de Türkiye'nin en iyi kadın ressamısın ama buradaki camia çok değişti. Ben galeriyi kapattım, şimdi senede bir-iki konuşmaya çağırıyorlar sadece- artık öyle şampanyalar, beyaz tuvaletli kadınlar yokmuş Haluk. Başkalarıyla konuşayım diyorum ama cesaretim yok Haluk. Seni kızdırmadıkça özgürlük ataşeliğinin de bir kıymeti yok. Nasıl hata etmişim şimdi anlıyorum Haluk. Ne sen ne Volker bir özgürlük bileti olabilirmiş bana. Hangi erkek hangi kadının özgürlüğü olabilir Haluk. Onu, ben, kendim almalıydım -Sen güçlü bir kadındın Necmiye- ama yapamadım.
Dün muhtar geldi, Çarşamba pazarında kermes düzenleyeceklermiş, -sen de getir resimlerini de bir iki tane satıver bari, üç kuruş para girer eve- beni de illâ davet etti. Şimdi resimleri seçiyorum. Senin anıtın yakınında kuruluyor bizim pazar. Resimleri görürsün belki böylece. Kendi çocuklarını yiyen bir kadın resmi yaptım, serginin başına onu koyacağım. Sen görsen beğenmezdin Haluk ama Medea olsa ne çok beğenirdi.
Sen öyle bir kadın mıydın Necmiye? Hayatın başka kadınlara imrenerek, öldükten sonra bilinecek kıymetini düşünecek, pireden yağ çıkaracak kadın mıydın? Volker ölmüş yakınlarda. Sen birinin ölümüne sırf bir daha sana yazamayacak, artık sana bir hayrı dokunamayacak diye üzülecek bir kadın mıydın Necmiye? Sen belediye kermesinde elli bine sanat satacak kadın mıydın Necmiye? Sen öylece eceliyle ölecek kadın mıydın? Öylesin Necmiye. Senden güzel bir Ophelia tablosu yapılırdı Necmiye. Sen öyle bir kadındın. Her şeyle kavgalı, her şeye öfkeli, herkesin terk ettiği bir kadındın Necmiye. Ama sen bir yere gitmezsin Necmiye. Ne olursa olsun durursun öylece. Şimdi de duruyorsun Necmiye. Senin umudun hiç bitmiyor. Değil mi Necmiye? -Necmiye?-

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder